• Ses ve ışık Roskilde’de bir araya geliyor

Ses ve ışık Roskilde’de bir araya geliyor

 

Panasonic projektörler, rock, pop ve gençlik kültürünü Danimarka’daki Ragnarock müzesinde canlandırıyor

Roskilde, Danimarka’da bulunan RAGNAROCK müzesi, gençlik kültürünü ve 1950’lerden günümüze uzanan müzik çeşitlerini selamlıyor. Muazzam konsolu ve uzun kırmızı halısıyla birlikte, ayırt edici altın kakmalı bir bina içerisinde yer alan müze, rock ve pop müziğin ve bunların birçok alt dalının hikayesini anlatmak üzere, işitsel-görsel teknolojisinden faydalanıyor.

Müze rock ve pop müziğe ait ses, görüntü ve sembollerle anlatılan gençlik kültürünün gelişimini bizlerle paylaşıyor. Bu hikaye, genç insanların müzik aracılığıyla sınırları nasıl alaşağı ettiğinin ve toplumu politikadan dans ve teknoloji türlerine kadar uzanan yelpazede ne şekilde etkilediğinin hikayesi.

Sergi alanı, müzik sahneleri, arşiv, eğitim ve araştırma olanakları gibi özellikleri bünyesinde barındıran RAGNAROCK, üç farklı kata yayılmış bir “kültür serası” gibi. Bu yerleşim, sürekli bir serginin yanı sıra, yıl içerisinde düzenli olarak mahiyeti değişen sergilere de ev sahipliği yapmakta.

Müzenin küratörü Jacob Westergaard Madsen şunları söylüyor: “Müze projesi, müzik sektöründe yer alan bir grup insanın bir araya gelerek bu kültürü ve kültürün geçmişini belgelemeye duyulan bir ihtiyacın var olduğunu fark etmesiyle başladı.” “Rock ve pop kültürü oldukça görsel olgular, bu nedenle biz de müze deneyimi çerçevesinde, bu son derece canlı ve dinamik kültür içerisinde yaşıyor olma hissini yeniden yaratmak istedik.”

 

“Ekip sabah bir araya geldiğinde, yalnızca tek bir düğmeye basıp bir anda tüm işitsel ve görsel ekipmanları açabiliyor.”

 

Nisan 2016’da açılan sürekli sergi, 1.200 metre karelik alanda 55 inçlik Panasonic ekranlarıyla beraber toplamda 15 adet Panasonic projektörden faydalanıyor. Gençlik kültürü görsel olduğu kadar işitsel de; dolayısıyla söz konusu projeksiyon, müze deneyiminin önemli bir kısmını oluşturmuş durumda. 

Rock ve pop müzik 20’nci ve 21’inci yüzyılın en güçlü kültürel hareketlerinden biri ve müzenin de ziyaretçileri harekete geçirip onların ilgilerini çeken farklı temalar arasında yolculuk yapmalarını sağlayarak belgelendirdiği ve paylaştığı hareket de tam olarak bu.

Müze, bir köşesinde ziyaretçilere eski demoları, canlı kayıtları ve ünlü Danimarkalı sanatçıların alternatif versiyonlarını dinleme olanağı sunarken başka bir alanda müziğin uzun zamandır on yıllar boyunca mükemmel sese yönelik arayışı içerisinde akustik biliminin gelişimi inceleniyor.

Müze de aynı zamanda, Panasonic PT-RZ670 lazer projektörden dışa aktarılan müzik film ve belgesellerine düzenli olarak ev sahipliği yapan bir tiyatro alanı da bulunuyor.

 

“Panasonic projektörlerinin oluşturduğu efektlerden son derece memnunuz.”

 

“Burası tema temelli bir sergi ve oluşturmanız gereken ilk şey skenografi ve sizi temanın içine çekecek bir aktivite. Birçok filmi ve görsel-işitsel anlatımı daha derin türde bir katman olarak ancak o zaman kullanabiliriz” diye ekliyor Jacob Westergaard Madsen.

Müze, ziyaretçi çevresinde kusursuz şekilde tek bir sarmal görüntü oluşturmak adına yerleşik kenar harmanlama işlevselliğini kullanarak ve konser ve festivallerde kullanılan aydınlatma yöntemlerini keşfetmek üzere, serginin giriş kısmında 4 adet PT-RW630 1-çipli DLP™ lazer projektörden faydalanmakta.

Tam bu noktada, Danimarkalı slayt projeksiyon öncülerinin çalışmalarını keşfedebilmek için müzik ve ışık bir araya gelmekte ve ziyaretçiler de likit ışık gösterilerini temel alarak kendi gösterimlerini oluşturabilmekte. Bu efekt, 1960’lı yılların başında revaçtaydı ve slayt projektörlerinin yanı sıra, likit boyalar, tepe projektörleri, ışık tekerlekleri ve 16 mm’lik filmlerle Progresif müzik sahnesinin ayrılmaz bir parçası oldu. Ziyaretçiler için aynı efektleri yeniden oluşturmak adına, müze de artık modern lazer projeksiyon teknolojisini kullanıyor.

Başka bir yerde ise interaktif bir özellik sayesinde, müzik tarzlarının gelişimine etki eden dans kültürü üzerine yoğunlaşılıyor ve siluetleri hemen önlerinde bulunan ekrana yansıtılacak şekilde, ziyaretçilere deneme fırsatı sunmak için hareket takip özelliği kullanılıyor.

Görsel dans öğretmenlerini yakın biçimde izleyen dans eden kişileri daha iyi bir ışık gösterisi ile ödüllendirebilmek adına, projeksiyon, sensör ve aydıtlatma teknolojisi bir araya getiriliyor. 

 

“Müzik sektöründe yer alan bir grup insan bir araya gelerek bu kültürü ve kültürün geçmişini belgelemeye duyulan bir ihtiyacın var olduğunu fark etti.”

 

Projenin montajdan sorumlu iş ortağı AV CENTER’dan Finn Langkjaer şunları aktarıyor: “Tüm projektörler ve ekranlar dahili bir ağa bağlı ve bu da bize merkezi bir noktadan bu birimleri uzaktan izleme ve kontrol etme olanağı sağlıyor.”

“Ekip sabah bir araya geldiğinde, yalnızca tek bir düğmeye basıp bir anda tüm işitsel ve görsel ekipmanları açabiliyor.”

Solid Shine™ projektörler, sahip oldukları etkileyici parlaklık ve kontrast düzeyleri ve ayrıca bu projektörlerin 20.000 saat boyunca filtre veya ışık kaynağı değişimi olmadan çalışabileceği anlamına gelen bakım gerektirmeyen özellikleri nedeniyle seçildi. Sahada bu iş için ayrılmış bir bakım ekibi olmadığı düşündüğümüzde bu bize bir hayli cazip geldir.

Buna ek olarak, büyük bir mesele haline gelip müzedeki ziyaretçi deneyimini genel anlamda etkilemeden önce, tüm projektörler AV CENTER ekibinin projektörle ilgili olası sorunları uzaktan izlemesine ve halletmesine olanak tanıyan tekli bir Crestron ağına bağlı.

Jacob Westergaard Madsen bu durumu şöyle özetliyor: “Panasonic projektörlerinin müze içerisinde oluşturduğu efektlerden son derece memnunuz.” Ziyaretçi geri bildirimleri oldukça olumlu yönde ve açılışı yaptıktan sonra, projeksiyon tedarikçisi konusunda kesinlikle doğru bir tercih yaptığımızı anlamamız da pek uzun sürmedi.”